Yol boyunca virajların monotonluğunu,anıt mezarlar bozuyor.Virajlarda ölen insanların anısına, genellikle fotoğraflı ve yapma çiçeklerle süslenmiş anıt mezarlar konulmuş.Eğer o virajda, mesela bir otobüs düşmüş ve çok sayıda insan ölmüşse; anıt mezarlar daha da büyük olabiliyor.
Eğer ben kestirmeden giderim derseniz, bir de dağ yolu var.Tabii ki sadece 4*4 jeeplerin tercih etmesi gereken bir yol.Hele yağmur yağıyorsa,toprak yola akıyor.Kar yağıyorsa zaten geçiş yok.Yine emniyet kemeri takmak mecburi, zira hoplayıp zıplamaktan,insan yerinde duramıyor.Belki de, insan, hayatında ilk kez arka koltuktaki kemerin ne büyük bir nimet olduğunu anlıyor.
Ülkenin kuzeydoğusunda, Kukes şehrine yakın, otoyol şantiyesinde yaklaşık 2 sene kadar kaldım.Şantiyenin karşısında, yazları suyu çekilen, yapay bir gölet vardı.İstanbul ve İzmir dışında başka bir yerde yaşayamam diyen ben, işte o dağların arasında belki de bu gölün bana verdiği sevinçle yaşadım.
Hava rüzgarlı olduğunda, Arnavut bayrağı ve şirketin logosunun bulunduğu bayrağın çıkardığı ses,bana Alaçatı’da sörf yapmaya gidiyormuşum hissi verirdi.Birden mutlu olurdum.Rüzgarı severim hep:Motorsiklette giderken yüzüne çarpan,sörf yaparken; en ufak hatanda seni yere vuran,arabada miğden bulanırken; camı açtığında seni ferahlatan,kimi zaman da,bir maden harfiyatında yüzüne acımasızca kum taneleri fırlatan...
Eylül ayında gece-gündüz durmaksızın yağmur yağardı.Çok enteresan gelirdi bana.Gündüz yağdı, dursun diye beklerken,gece de devam eder,ertesi gün de...Ve hayatımda hiç görmediğim kadar çok gökkuşağı gördüm bu ülkede ben.
İklim benim alıştığımdan çok farklıydı.Birden dolu yağmaya başlardı ve bir keresinde dolu taneciklerinden 10 cm lik bir kar örtüsü oluşmuştu.Hiç unutamadığım; 1 Ocak 2008 sabahı...Lokalde yılbaşını kutladık ve odalarımıza uyumaya gittik.Sabah uyandığımda,pencereden dışarı bakmadım ve bizim binadan dışarı adımımı attığımda,her yerin bembeyaz olduğunu gördüm.İnanılmaz bir görüntüydü.Sonrasında kar görmek alışkanlık oldu.Kar üzerine biraz yağmur yağardı ve karın üzerinde bir de buz tabakası oluşurdu...Bir taş alıp fırlatmak çoçukça bir davranış gibi görünse de,önce bir 'çıtırt',ardından 'blopp' sesi benim çok hoşuma gitmişti.
Bir keresinde bulunduğumuz yere sis çöktü ve uzun süre depresyonda yaşadık.Aslında güneş vardı, ama biz göremiyorduk.Ancak saha gezisine çıkanlar,yukarıda güneşi görebiliyorlardı.
Eğer İstanbul gibi gelişmiş bir şehirde yaşıyorsanız,muhtemelen bulunduğunuz yer engebeli değildir.İstanbul 7 tepe denilse dahi o tepeler, aslında ufaktır,yolunuza çıkmaz.Arnavutluk,coğrafya derslerinde duyduğumuz dağların geçit vermediği yerler kategorisine örnek ülkelerden birisi.İstanbul' da virajlara yonca yaprağı şeklindeki kavşaklarda rastlarız.Oysa burada virajın vazgeçilmez olmasının sebebi ,eğimi azaltmak.
Kuş uçuşu bakıldığında, böyle dolanmak çok saçma gelse de, bu eğimde başka yolu yok...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder